Yüzyıllardan beri erkekler, nasıl bir dünya düzeni tahayyül etmişlerse, kendi ölçülerine ve değer yargılarına göre hayata geçirmişlerdir.. dünyada ne üretilmişse erkek düşüncesi ve beyni ile üretildiğini söylemek abartı olmaz.. karşı cinsin rekabetsizliği nedeniyle, güç ilişkilerini, “kadın”ın ne olduğunu, nasıl olması ve nasıl davranması gerektiğini, özgürlüklerinin sınırlarını, görevlerini, haklarını, din ve ahlak kurallarını. vb. hep “erkek” ler belirlemiş ve kendi işine gelen dünya düzeninin sürekliliğini sağlamaya çalışmıştır..
kadınlar erkeğin vazgeçilmezleridir.. olmazsa olmazlarıdır.. yokluklarında ikame, yine bir kadındır.. yaptıkları tüm çalışmalar, mücadeleler, tüm keşif ve icatlar, hep onların rahat ve huzuru içindir.. uğrunda savaştıklarıdır.. gücünü, kuvvetini, erkekliğini ispatladığı obje, neslinin devamının tarlasıdır.. bu yüzden, istediği dünyayı oluşturmak için, kadını bir kumaş gibi, ölçmüş, biçmiş, şekillendirmiş ve öncelikle de, kadın işleri ve erkek işleri gibi bir ayırım yapmıştır.. böylece, kadın ve erkek rollerinin içeriğini istedikleri gibi doldurmuşlardır.. erkeğin belirlediği bu dünyada, kadının rolü, evinde oturan, dışarıda çalışmayan, iyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir ev kadını, yatakta iyi bir sevgili olmak ve elinin hamuru ile erkeğin işine karışmamaktır..
çocuklar kişiliklerini belirleyen ilk temel eğitimlerini 0-7 yaş arası ailelerinden ve sosyal çevrelerinden alırlar.. kızına pembe, oğluna mavi patik hazırlayan bir anne adayının, çocuklarını da erkek egemenlerin koyduğu kurallardaki rol dağılımına göre yetiştirmesi kaçınılmazdır.. kızına saçlarını taraması için oyuncak bebek, yemek yapması için, oyuncak tencere, tava, kepçe, dikiş dikmesi için iğne-iplik, kumaş parçaları, renkli yün yumakları vermesi de onu rolüne hazırlama alıştırmalarıdır.. eline tabanca verilmeden (en azından su tabancası) misketsiz, oyuncak arabasız, topsuz, kurşun askersiz büyütülen erkek çocuğu yok gibidir.. kadın tohumunun toprağını sularken içine bol miktarda vernel (yumuşatıcı)koymayı seçen anneler, iş erkek çocuğuna gelince, o suyun içine olabildiğince çok kola (sertleştirici) koymayı tercih ederler.. çünkü o erkektir.. kadın gibi gülmemeli, canı yandığında ağlamamalı, acımak, hassas olmak gibi değersiz duygular yerine, cesaret, dayanıklılık, katılık, hatta duygusuzluk gibi üstün özelliklere sahip olmalıdır..
böyle bir koşullanma ile yetiştirilen kadınlar, en geç on-ondört yaşına kadar, kendisi için bir erkek seçip, bütün işileri yaptıracağı, sorumluluğu üzerlerinden atacağı bir gelecek tasarlamış olur.. zaten aile de çoktan, kızlarının asıl sahibinin gelip almasını beklemektedir.. tabiiki günümüz koşullarında bu süre daha uzundur.. aileler, özellikle anneler tarafından kızların yüksek okullarda okumaları, çeşitli diplomalar almaları, hem ellerinin ekmek tutması, hem de diplomalı bir kızın, erkeklerin gözündeki piyasa değerinin (daha iyi bir koca bulacağının) daha yüksek olacağı düşüncesi ile teşvik edilmekte, okumaya zorlanmaktadırlar.. bütün bunlara rağmen, kadınların hala ve daha seçme özgürlüğü vardır.. yani, bağımsız bir yaşamla, aptalca, asalakça, şımarıkça bir yaşam arasında seçim yapıp, ninelerinin, annelerinin yolundan gidebilirler.. ne yazıkki, günümüzde bile sonuncuyu seçmeyen kadınların sayısı çok azdır.. erkeklerin ise böyle bir şansı “yok” denilecek kadar azdır.. çünkü kendine biçilmiş rolü oynayan her erkek, aynı zamanda başka insanların (karısının, çocuklarının, kendi ailesindeki kadınların ve hatta karısının ailesindeki fertlerin) geçimini karşılama, en azından katkıda bulunma sorumluluğu da olan kişi durumundadır..
tabii ki tüm kadınları aynı kefeye koymak haksızlık olur.. her devirde sesini duyurmaya çalışan,
farklı düşünen, kafası çalışan, üretime katılmak isteyen kadınlar olmuştur.. ama onların önündeki ilk engel de din kuralları olmuştur.. çünkü din (ne acıdır ki, günümüzde bile) günah demiştir kadının sokağa çıkmasına ve dışarıda çalışmasına.. (peygamberler ve peygamberlik, farklı yerlerde de hep sorguladığım ve ikna edici yanıt bulamadığım bir konudur.. Kuran-ı Kerim’de tüm peygamberlere inanmamızın farz olduğu yazılı(ymış).. her şeyi yoktan var eden yüce Allah, insanlığa doğru yolu göstermesi için, binlerce peygamber gönderirken, neden hiç kadınlardan peygamber göndermemiştir? Allah kendi yarattığı kullar arasında (ki, doğuşta kadın ve erkeğin aynı zeka potansiyeli ile doğduğu, cinsler arasında temel bir fark olmadığı bir gerçek olarak kabul edilir) “saçı uzun aklı kısa , bunlardan peygamber olmaz, erkeklerden peygamber göndereyim” gibi bir ayırımcılık yapması mümkün değildir (en azından benim inandığım Allah’ın kesinlikle böyle bir çiftestandardı yoktur) bu olsa-olsa, erkek egemenlerin düşlerindeki dünya düzenini olabildiğince uzatmak için, sırtlarını peygamberlere dayama formülüdür.. hala ve günümüzde bile, “Devlet ü Din zamanı bayanların hanımefendilikleri zamanıdır” deyip, o günün kadınlarının özlemi ile “ahh” çekmeleri boşuna değildir.. -tabii ki bu, ayrı bir tartışma konusudur- kadının dışarıdaki dünyada söz sahibi olmasını yasaklamıştır.. keza, ahlak da, erkeğin verdiği rolden saptığı anda, kadını ayıplamış ve ahlaksızlıkla yargılamıştır..
neredeyse içinde bulunduğumuz yüzyıla kadar, kadınlar, mücadele etme yerine, kendilerine verilen rolü oynamayı seçmişlerdir.. zamanla rolleri gerçek kimlikleri haline dönüşmüş, doğru sandıkları yanlışları nesilden nesile aktarmışlardır.. neticede kolaycılığı seçen, üretmeyen, düşünmeyen, sorgulamayan insanlar haline gelmişlerdir..hatta bu durum, pekçok kadının işine bile gelmiştir.. çünkü zihinsel kapasitelerini kullanmadan da, yaşamlarını sürdürmeleri, istediklerini elde etmeleri ve hatta mutlu olmalarının bile mümkün olduğunu görüp,rollerinin gereğini yapmaya karar vermişlerdir… karar vermek, (kabul etmek) bir anlamda beynin o konuda düşünmesini ve gelişmesini de durdurmak demektir.. bunun neticesi olarak yüzyıllarca fizik, kimya, matematik hep erkek işi olarak kabul görmüş, resim, müzik, şiir ve roman gibi edebiyat dallarında da erkeklerin hakimiyeti sürmüştür.. tıp, mimari ve astronomi alanındaki ilerlemelerde, kadının adı yok denilecek kadar azdır.. tekerleğin icadından tutun da, kadının gereksinimi olan sabun, çengelli iğne, dikiş makinasını, bulaşık makinası, ütü, mikrodalga fırın, düdüklü tencere ve daha yüzlerce keşif ve icatların altında hep erkek imzası vardır..
tüm bu saptamalardan yola çıkarak,
- eğer kadınlar gerçekten erkeklerin baskısından rahatsız olsalardı, onlardan nefret edip uzaklaşmazlarmıydı?
- erkeğin zihinsel üstünlüğü karşısında utansalardı, durumu değiştirmek için çaba göstermeleri gerekmezmiydi?
- kendilerini gerçekten erkeklere bağımlı, ellerini kelepçeli, ayaklarını parangalı hissetseler, özgür bir yaşam için her yolu deneyerek çoktan zincirlerini parçalamış olmazlarmıydı?
- kadın haklarını, kadınlardan çok, erkeklere karşı erkeklerin savunduğunun farkında olup, bu mücadelede daha katılımcı olmaları gerekmezmiydi?
sorgulamalarına rağmen, içinde bulunduğumuz yüzyılda kadının üretim alanında da, kamusal alanda da yerini almaya çalıştığı bir gerçektir.. kadının sosyal hayatın içinde olması ve üretime katılması ile, dünyadaki her şey, siyaset, ekonomi, insan ilişkileri, örf ve adetler, değer yargıları, daha insancıl ve daha yaşanabilir bir dünyaya dönüşeceği kuşku götürmez bir gerçektr..
kadın ve erkekle ilgili B.Boutros Ghali’nin saptamalarını, okumamış olanlar için bir kez daha yinelemekte ve hatırlatmakta fayda görüyorum..
- zayıfmış gibi davranmaktan yorulan her güçlü kadına karşılık, güçlüymüş gibi davranmaktan yorulmuş zayıf bir erkek vardır.
- Aptal taklidi yapmaktan sıkılmış her kadına karşı, aklın sesi gibi davranmak zorunda olmaktan sıkılmış bir erkek vardır.
- Duygusal diye etiketlenmekten bıkmış her kadına karşı, ağlama ve hassas olma hakkı elinden alınmış bir erkek vardır.
- Dişiliği sorgulanan her kadın sporcuya karşı, erkekliğini kanıtlayabilmek için rekabet etmek zorunda bırakılmış bir erkek vardır.
- Bir seks objesi olarak görülmekten bunalmış her kadına karşı, cinsel performansından kaygı duyan bir erkek vardır.
- insanca bir gelire sahip olamayan her kadına karşı, bir başka insanın geçimini karşılama sorumluluğunu yüklenmiş bir erkek vardır.
- Araba tamirinin inceliklerini bilmeyen her kadına karşı, yumurta haşlamasını bile bilmeyen bir erkek vardır.
- Özgürlüğüne adım atan her kadına karşı, hürriyete giden yolu yeniden keşfeden bir erkek vardır.
- İnsan ırkı iki kanatlı bir kuştur. Bir kanadı kadınlar, diğer kanadı da erkeklerdir. Her iki kanat da eşit düzeyde gelişmedikçe insan ırkı uçamayacaktır.. Kadının davası şimdi, her zamankinden de daha fazla, insanlığın davasıdır..
yazımı, yaşam felsefemle örtüşen, Düş Hekimim, sevgili Dr.Yalçın Ergin’nin satırlarıyla noktalıyorum..
aslında tüm yaşam
olması istendiği gibi değil;
olmasını istediğimiz gibi olmalıdır.
bunun bedeli ağır olabilir
ama hiç bir bedel
başkasının yaşamını yaşamaktan
daha ağır değildir..
Yüksel Erdoğru
Marmaris, Mart 2008